0

“Radyoculukta yeni trendler”

MEHMET ŞAHİN, TRT RADYO PROGRAMCISI

Radyo kutsal değildir, gelişir!

Medyanın bu kadar çeşitlendiği bir ortamda radyo şüphesiz önemli bir başlık. Bir radyocu olarak bunu söylemiyorum; dinleyiciler olarak bana hak vereceksinizdir. Birazdan bunu veriler ile de destekleyeceğiz.

Kutsalların doğal olarak değişmezleri vardır. Dolayısıyla onların gelişmelerinden de söz edemeyiz. İnanç temelli olduğu için, buna ihtiyaçları da yoktur; zira çağlar üstüdür. Tartışılmazları vardır. Bu gerçeğin zaman zaman sosyal hayatta da yansımalarını görürüz. Tartışılmasını istemediği konuları, birden kutsamaya başlar insan. İyi niyetle, sevgiden kaynaklanan bir koruma arzusu da olabilir sebep. Fakat bu durumun, gelişimin de önünü kestiği muhakkak.

Tartışmaya, dolayısıyla eksi ve artılarını görmeye kapattığınız her alan statikleşir. Radyo gibi bir iletişim aracı için de böyle bir risk var mı?

Radyo konusu açıldığında belli bir yaşın üstündekilerin kurduğu cümlelere dikkat edilirse, geçmişe özlem ve o günlerin hâtırasına hürmetin getirdiği korumacılık dikkat çeker… ‘Aaah o zamanlar!’ diye başlayan cümleler, gerçekten de kıymetli anıları, zihnin koridorlarından bulup çıkarır. Geçmişe özlem duygusunun sanatsal karşılığı olarak da tanımlayabileceğimiz nostalji, korumacıdır. Aşırı korumacılıkla belki radyonun geçmesi gereken aşamaları biraz daha ağır atladığı -tespit adına- söyleniyor. Ne var ki, zamanın önünde durmak mümkün değil. Nitekim, teknoloji girdiği sahada hızlı değişikliklere yol açıyor.

Biz de radyoculukta yeni trendelere hem kamu-özel sektör mukayesesi, hem de içerik ve teknik başlıklarında bakalım. Somut veriler ışığında bakalım…

2000’ler…

Bilim-kurgu filmlerin gözde konusuydu 2000’ler…Uzayda kurulan medeniyetler, uçan kişisel taşıtlar, birbirinden gelişkin elektronik cihazlar… Üçüncü milenyumun on küsur senesini geride bıraktık, görüyoruz ki; hayal gerçekten hızlı. Fakat; hayalin de, gerçeğin davetçisi olduğunu unutmamak gerek. Bildiğiniz ev eşyası olan möbleli radyodan, cep telefonuna dahil radyolara varmadık mı? Ayarlarıyla oynamanıza gerek kalmayan, onu da otomatik halleden alıcılarınız mühim tabii… Ancak; o gelişmiş cihazlardan ne duyulacağı, sesin hangi kaliteyle yayılacağı da önemli.

Günümüzde akıllı telefona sahip her kişi bir kanaat önderi, bir yazar olabiliyor. Radyo ise bunun çok kritik bir noktasında var oldu. Türkiye’de radyo 1920’li yıllarda gelişmeye başlayan, 26’lı 27’li yıllarda ise varlık gösteren bir mecra.

Radyonun biteceğini düşünenler yanılıyor

Bugün ise sayısal ya da ‘dijital’ ilerlemeler, yayın sektöründe kimi aktörleri sarstı. İnternet’te bilgiye ulaşmanın -tartışmalı- kolaylığı, kağıda dayalı yayıncılığı düşündürüyor. Hatta, düşünmeyi bitirip eyleme geçen, yayınını dijital ortama aktaranlar artıyor. Özellikle yayıncılık alanındaki her yenilik, benzer yorumları getirir beraberinde. ‘Bu, falancayı bitirir !’ Bu öngörülerin gerçekleştiği durumlar oluyor elbette. Bir icadın kendisinden önceki alanı yeniden belirlediği de… Televizyonun evlere girmesiyle radyonun biteceğini düşünenler yok muydu? Günümüzde televizyon bırakın evleri, ceplerde bile ulaşmıyor mu dileyene? Hemen belirtelim, radyo da ceplerde. Hatta o alanda televizyondan daha popüler!

Radyoya sahip çıkmak zorundayız

Akademik araştırmalara göre biz bilgilenmeyi ve gündem hakkında bilgi edinmeyi sadece görsel ile sağlamıyoruz. Görsel bu noktada çok yer tutmuyor konuşmacının jest ve mimikleri daha etkili olabiliyor. Sadece radyoyu zamanlamayı değiştirerek düşünün; 40 sene öncesine gidin, televizyonun olmadığı bir ortamda en albenili kaynağınız radyodur. Çünkü radyoda size ‘Sayın’  ile doğrudan hitap etmesi birebir etkileşim oluşmasını sağlıyor.

Şunu söylemek isterim; bir radyo muhafazakarı değilim. Hele ki radyo konusunda klasik tutkularım da yok fakat yaptığınız işlerde profesyonel yaklaşımla sahip çıkmanız gereğini de kabul ediyorum: Radyoya sahip çıkmak zorundayız.

Radyo bir zihin tiyatrosudur

Ben ve benden önceki kuşak radyo tiyatrolarını sever. Sizler belki radyo tiyatrolarını bilir ama bizim kadar sevmezsiniz. Nedeni ise sizin hep renkli bir dünyanız oldu… Yalnız tüm bu renkli dünyanın altında hep radyo vardır. Radyo zihin dünyamızı zenginleştirir. Radyo bir zihin tiyatrosu oluşturur. Bunun en iyi örneği görme engellilerdir. Radyo böyle bir temel oluştururken bugün biz radyonun geleceğini tartışmak durumunda mıyız? Bugün  televizyonun, internetin de geleceğini tartışıyorsak bu bir varoluş problemi değil.

Düşünceyi yaymak

Radyo kutsal değildir ama yaptığınız işlerle kutsallaşabilir. Elinizde sosyal medya araçları ile kendi düşüncenize göre ‘cihad’ yapabilir, tebliğde bulunabilirsiniz. İleri götürmek gerekirse, ihtiyacı olan toplumlarda radyoyla Rönesans getirebilirsiniz! Sanatı mesaj kaygısından azade sadece sanat için yaparsanız etkili olmazsınız. Toplum için yaparsanız jargonu kaçırabilirseniz. İkisi de gerekli.

Kamu yayıncılığı

Türkiye’de ilk radyo TRT ile başlamadı. İlk olarak özel teşebbüs olarak başladı, daha sonra kamu kuruluşu olarak hizmet vermeye devam etti. Aslında kamu yayıncılığı son derece muteber bir yayıncılıktır fakat yanlış uygulamları ile şöyle bir algılama sebep oldu: devlet radyoları, devlet televizyonları oldu.

Bizim üst neslimiz,  TRT’ci olarak adlandırdığımız, hayatta kalan fakat o ilk uygulamaları da iyi bilen hatta uygulayanların hassasiyet ile durduğu noktalar var. Bir tanesi Türkçenin doğru kullanılması. Bunu yapabiliyorsanız ve içerik  ile bunu destekleyebilmede başarılı iseniz ne âla olur. Fakat bunu yapamazsanız ilgi çekme durumunda kalırsınız. Özel sektörde ilgi çekmek için de her yolu deneyebilirsiniz. Kamu yayıncılığında böyle bir şey yoktur çünkü yasalar bunu sınırlar.

Radyonun gelişmesi için arz – talep gerekir

Radyonun gelişebilmesi tamamen arz – talep ile alakalıdır. Radyo ile ilgili öngörüler vardı, televizyon çıktı. Radyo bitti dendi (daha yaygını söyleyelim: Yazılı basın bitti dendi. İlk olarak Amerikan basını dijital basına geçecek,i 2015’te  New York Times yazılı medyayı tamamen kaldıracak ve dijital medyaya geçecek dendi), bunların hiç biri olmadı. Basılı medya yahut radyo kaybolacak mı? Tabii ki hayır. Çünkü dünyanın farklı yerlerinde Uzay Çağı yaşanırken bir başka yerinde Orta Çağ yaşanıyor. Bu bir eleştiri değil. Zaman her yerde aynı işlemiyor.

3G, 4G’lerle hızlı bir şekilde yayılan teknoloji aslında şu an var olanın çok ötesinde ama ticari bir karşılığı oldukça piyasaya sürülüyor. Bu durumda radyoların bir kaygı duymasına gerek olmadığını düşünüyorum.

Pasta paylaşımı konusunda televizyonun hayli büyük bir dilime talip olduğu malum. İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte televizyonun tahtındaki sarsıntıları da görmek gerek. Diyeceğimiz o ki; yayıncılık alanındaki teknolojik ilerlemeleri iyi okumak lazım. Teknik şartların iyileşmesi, yeni bir başlığın açılması, diğerlerinin vedası anlamını taşımıyor. Bu gelişmeleri iyi takip eden, kendisini güncelleyen güçlenerek yoluna devam ediyor. Tabii ki; sahneye yeni oyuncuların çıkması rol dağılımını etkiler. Ama bu; herkesin rolünü olabilecek en iyi şekilde oynamasına mâni değil. ‘Radyo’ günün gereklerini gördü ve sesini buna göre ayarladı.

Radyoculukta yeni trendler

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu da, radyolarını 2000’lerde süratle güncelledi. Radyo kıdemli aktör olarak, gelenekle bağını da hep canlı tuttu. Bir taraftan sayısal teknolojiyi, internet ortamını, taşınabilir uygulamaları değerlendirdi. Diğer yandan da; ‘Alo Alo Muhterem Samiin’ anonsundan bugüne, geçmişi silmedi.

TRT radyoları  bunu nasıl sağladı? 2000’li yılların başından  itibaren digital radyolara  çok hızlı geçti. Biz de bölge radyoları var. Önce yayın ekipmanları sistemine geçildi, daha sonra otomasyon sistemine; sonra da daha akıllı medya uygulamalarına geçildi. Tüm bunlar olurken gelişmeler sizi zorluyor. Halkın  yardımı ile de dönüşümüz hızlı oluyor.

Trabzon bölge radyosu bilgisayar destekli yayına geçti; bunun gibi diğer illedeki radyolarımız da sistemlerini buna uyarladı ve dijitale geçmeye halen devam ediyorlar. Bu konuda özel radyolar kamu radyolarından hiç geride değil. Büyük şehirlerde yayın yaptıkları için medyaya daha büyük yatırımlar yapıyorlar.

Peki içerik nasıl değişiyor? Aslında beni en çok ilgilendiren içerik trendleri ama ilk olarak teknoloji  ile başlayalım.

Radyo yoluna nasıl devam edecek?

Örnekleri çok açık: Nasıl ki televizyon internete geçmede bir risk görmedi, nasıl ki gazeteler cep telefonundan okunmayı bir gurur meselesi yapmadı, radyo da bu değişime elbet uyacak. Dünyanın hızı sizi zaten uymaya mecbur ediyor.

Radyolar hali hazırda internetten yayın yapabiliyorlar. Bundan sonra trend nasıl şekillenebilir? Ben bunu içerik  ve teknik olarak 2’ye ayırdım:

Teknik olarak internet üzerinden yayınlar kaçınılmaz olacak. Niye mi? Çünkü masrafsız…  Şu an elinizdeki telefondan ses kaydı yapıp radyo ortamında sunabilirsiniz. Yani internette kurumsal radyoculuk devam ederken diğer taraftan bireysel atılımlar görüyoruz. Kişinin yetenekli olmasına bile gerek yok, elektronik konusunda donanımlı olması yeterli.

Radyoculukta içerik olarak trend bence ‘bireyselleşme’ olacak.

Bireyselleşme de nereye kadar?

Bir yayıncı mutlaka popüler olmak ister. Peki burada popüleritenin tanımı ne? Çok insana ulaşmak mı, yoksa etkili olmak mı? İkisi bir birinden çok uzak değil; çünkü sesinizi ne kadar çok insana duyursanız, etki gücünüz o kadar artar. Fakat sadece çok insana ulaşayım diye teknik davranır ve ortalama bir dil tutturursanız bu sefer de etkili olmaz. Etkili olmak için de marjinal olma şuçlamasını da  göze alacaksınız.

Kurumsal radyoculuğun biteceğini düşünmüyorum  çünkü bir elin sesi o kadar güçlü çıkmıyor. Kurumsal bir yapının getireceği ses, yapacağı etki çok daha fazla. Örneğin; mahallemdeki asfalt çalışmalarından rahatsızsam bunu her yerden duyurabilirim, fakat benim getirdiğim ses yerel radyonunki kadar olmayacaktır ve onunki de ulusal bir kanalınki kadar olmayacaktır. Bu, etki alanı ile ilgili; çok basit bir piramitten bahsediyorum. Hâl böyle olunca radyonun geleceği için endişelenmeye gerek var mı?

Global konuşulurken yerele dönmek

Küresel anlamda veriye ulaşmak mümkün, peki yerele nasıl ulaşacağız? Şehrimizin problemlerini kim, ne kadar anlatacak? Şu anda İsveç’te mahallenin sorunlarından söz eden ve bunları çözmek için uğraşan radyolar var. Medya bir adım öteye gitti ve icra makamında olmaya başladı. Bunu feryat figan ile değil yasalar çerçevesinde nasıl yapabiliriz ile..

Yerelde demokrasiyi yaymak için mikrofonu halka açmak lazım. Böylelikle tedirginlik de ortadan kalkar. Birbirlerine dindar – laik – sağ – sol ayrımı yapmaksızın kendini ifade şansı verdikçe ve konuştukça insanlar birbirlerine daha da yaklaşacak. Medyanın çokluğu çeşitliliği doğal olarak alternatif düşünmeyi getirecektir.

Radyo yerelleşecek, bireyselleşecek ve bir müddet sonra belki elenecek ama henüz değil. İnsanların mobilize olduğu saatlerde radyo çok dinleniliyor. Radyo kaybolmayacak, sadece evrilecek.

Gücünü tazeleyen ayakta kalır

Fikirlerinizi doğrularla tazeleyebiliyorsanız ayakta kalırsınız. Doğruluğundan söz edemediğimiz, insan türüne faydasından söz edemediğimiz hiçbir görüş ayakta kalmıyor. Yayıncılık için de bundan çok farklıdır diyemeyiz. Radyoculuk bir gün insan hayrına olmayacaksa ortadan kalkacaktır.

Arz – talep eğitimli insanlar tarafından şekillendirildiğinde, talepte bulunanlar da eğitimli insanlar olduğunda arz edilenler doğruya evrilecektir. Ben o yüzden medyadan çok şikayet etmiyorum.

 

Soru: TRT radyosu ile özel radyolar arasında reklamlarda reyting kaygısı var mı?

Cevap: TRT’nin reyting kaygısı yok. Olmamalı.TRT bütçesini reklamdan kazanmıyor ama reklamlar iyi gelir sağlıyor. Radyo kapsamında eğer iyi yayın yapıyorsanız zaten desteklenirsiniz.