0

Medya Seminerleri 2011 / 3. Hafta, 1. Seminer

“Dış Basınla İlişkiler”

JOOST LAGENDIJK, TR / AB Karma Parlamento Komisyonu Eski Eşbaşkanı

Seminer serisinde, üçüncü haftanın ilk konuşmacısı, AB Karma Parlamento Komisyonu Eski Eşbaşkanı Joost Lagendijk oldu. Avrupa  ve Türkiye’deki  medyanın ve gazeteciliğin yapısal farklılıklarından bahsederken, bazı genellemelerde bulunacağını söyleyerek konuşmasına başlayan Lagendijk, Türk gazeteciler ile yabancı gazetecilerin mesleğe yaklaşımları ve tarzları arasındaki farklılıklara da değindi. 10 yıl öncesine göre Türkiye medyasının çok daha demokratik bir yapı gösterdiğini belirtti. Konuşmasından önemli maddeler şöyle:

—  Türkiye’deki medya (TV ve gazeteler) ile Avrupa’daki medya arasındaki birinci yapısal fark, patronaj yapısıyla ilgili. Türkiye’de medya, holdinglerin ticari faaliyetlerinden yalnızca bir tanesi. Böyle olunca, farklı ticari amaçlar için kullanılabiliyor. Hükümeti memnun etmek, işinizi yaptırmak (örneğin bir havaalanı yaptırmak) gibi farklı ticari amaçlar için kullanılıyor medya.

—  Örneğin Fox Haber, medya dışında herhangi birişleuğraşanbir patronu olmadığı için hükümet tarafından,  “Bak böyle haber yapmazsan, bu ihaleyi kaybetmezsin,” gibi bir yaptırıma uğramıyor. Böyle bir korkusu yok.

—  İkinci yapısal fark, politik ve hukuki ortamdan kaynaklanıyor. Türkiye’de politikacılar gazetecinin yaptığı bir haberi beğenmediklerinde, uygun bir kanun maddesi bulup gazeteciyi dava edebiliyor; fakat Avrupa’da herhangi bir cezai hukuk, gazeteciler üzerinde bu şekilde işlemiyor.

Örneğin; Hollanda’da bir kanun var: Kraliçeye gazeteciler dahil kimse hakaret edemez. Bu çok eski ve herkesin bildiği, 40 yıllık bir kanundur. Fakat bunun gazeteciler üzerinde kullanıldığı hiç görülmemiştir. Ama Türkiye’de durum böyle değil. Her kanun gazeteciler üstünde kullanılabiliyor.

—  Üçüncü yapısal fark ise, Türkiye’de gazeteciler arasında çok ciddi boyutta görüş farklılığı ve polarizasyon oluşu. Sağ ve sol görüş arasında çok büyük görüş farklılıkları var. Örneğin sol basından birine dava açılınca sağ tarafının gazetecileri buna tepki göstermiyor; fakat Avrupa’da görüş farklılığa da olsa, gazeteciler bu tip dava durumlarında bir araya gelip birbirlerini destekliyor. Türkiye’de durum böyle olmadığından, bu aşırı polarizasyon yetki sahiplerinin medya üzerinde çeşitli oyunlar oynamasına olanak sağlıyor.

— Avrupa’daki gazeteciler ve Türkiye’deki gazetecilerin mesleği uygulayışları arasında da farklar var. Bu farklardan ilki, röportajları yapışlarıyla ilgili. Örneğin, ne zaman bir Türk gazeteci bana röportaj yapmak için gelse, eski röportajlarımı hiç okumadan, oldukça hazırlıksız bir şekilde geldiğini görüyorum. Avrupa’da ise muhakkak daha önceden araştırma yapıp hazırlanıyorlar ve “2 sene önce böyle demiştiniz,”  diyebiliyorlar. Fakat Türkiye’de böyle bir hazırlık yok. Bu da politikacıların işini çok kolaylaştırıyor. Türkiye’de gazeteciler politikacıların önceki röportajlarını okumadıkları ve bir röportaja giderken yeterince hazırlanmadıkları için politikacılar da gazetecinin sorularından kolaylıkla sıyrılabiliyorlar.

— Söyleyeceğim kaba kaçabilir, ama röportajı yapan gazetecinin ısrarcı olması lazım; çünkü politikacı, mümkün olduğunca az bilgi vermek ister. Gazetecinin görevi ise onu zorlamak ve ısrarcı olup röportajdan alabileceği kadar bilgiyi almaktır.Eğeryeterince ısrarcı olmazsanız bir röportajdan yeni bir şeyler öğrenerek çıkmanız çok zor. Bunu yapmanız çok da kolay değil aslında. Çünkü politikacı sizi editörünüze şikayet edebilir. Sizin değiştirilmenize neden olabilir; çünkü bir gazetecinin diğer gazeteciyle değiştirilmesi çok da zor değil.

— Türkiye ve Avrupa’daki gazetecilerin ‘özel’ ve ‘kamuya açık’ kavramlarını algılayışları da oldukça farklı. Neyin özel neyin kamuya açık olduğuyla ilgili bir farklılık da var Türkiye ve Avrupa’da. Mesela başbakanın annesi öldüğünde, gazeteciler tüm detayları vermekten çekinmediler. Oysaki Avrupa’da bu böyle olmaz. Başbakan acısıyla baş başa bırakılır, burnunun ucuna kamera dayanmaz.  Bir diğer örnek ise, birkaç yıl önce Hollanda’da düşen Türk uçağı haberiyle ilgili.  Bu kaza sonrasında  Hollanda polisi yaralıların ve ölülerin ismini vermek istememişti; çünkü önce emin olmak istediler ve durumu öncelikle kaza kurbanlarının ailelerine bildirmek istediler. Fakat Türk basını buna karşı çıktı ve  “Bizden bilgi saklıyorlar,” gibi suçlamalarda bulundu.

— Türkiye ve Avrupa’daki gazeteciler arasındaki bir diğer farklılıksa, tartışma programlarının yönetimiyle ilgili. Türkiye’de gazeteciler ve politikacıların katıldığı tartışma programlarını takip ediyorum; gazeteciler politikacıların kendilerini anlatması için çok uzun süre tanıyor. 15-20 dakika gibi bir zaman veriliyor ki bu televizyonda çok uzun bir zamandır. Oysa ki Avrupa televizyonlarında gazeteciler konuşmacının kısıtlı bir zamanda açık ve kesin cevaplar vermesi için ona müdahale ederler. Ama Türkiye’de yetki sahipleri (politikacılar, milletvekilleri, bakanlar), gazetecilerin müdahalesiyle karşılaşmadığı için uzun uzun cevaplar vererek aslında sizin sorunuza cevap vermeden demeçte bulunuyor.

— Türkiye’de diğer farklılık ise köşe yazarlarının fikirlerine çok fazla değer veriliyor olması. Bu durum Avrupa’da böyle değil. Az sayıda köşe yazarı var ve kendi fikirlerinden çok, somut gerçeklerle  ilgili yazılar yazarlar. Türkiye’de  köşe yazarlarının fikirlerine Avrupa’da olduğundan daha fazla önem veriliyor. Türkiye’de her gazetede neredeyse 10-15 köşe yazarı var;  ama Avrupa’da bu böyle değil. Her gazetede 3-4 tane köşe yazarı vardır ve kendi görüşlerini değil kesin bilgileri köşelerinde yazarlar.

— Türkiye’deki gazeteciliği çok eleştirdim; ama şunu da söylemeliyim ki, Türkiye’deki gazeteciliği 10 yıl öncesi ile karşılaştırdığımızda çok geliştiğini görüyoruz. Eskiden tabu alanlar vardı ve gazeteciler bu alanlarda konuşamaz, yazamazdı. Özellikle ordu, Ermeniler ve Kürtlerle ilgili konularda… Ama şimdi bu konularda daha rahat konuşup yazmak mümkün. Yani, Türkiye’yi 10 yıl önceyle karşılaştırdığımda medyanın farklılaştığını, özgürleştiğini ve geliştiğini söyleyebilirim. Medya şu an konuşulabilen konular hakkında eskiden çok baskı altındaydı.

— Hükümetin gazetecilere karşı yapılan cezai yaptırımları azaltacağı konusunda umutluyum.

—  Medyadaki tekelleşmenin ve medya patronlarının gazetecileri baskı altında bırakmasının  uzun vadede çözüleceğine inanıyorum.

—  Gazetecilerin görüş ayrılıkları olsa dahi birlik olmayı ve meslektaşlarını desteklemeleri gerektiğini öğrenmeleri gerekir. Aynı zamanda kimin gerçek gazeteci olduğu ve kimin gazeteciliği etiket olarak kullandığını anlamaları da lazım. Mesela, Oda TV’dekilerin yaptıkları gazetecilik değil propagandaydı. Gazeteciliği etiket olarak kullandılar.

—  Çok güzel bir mesleğiniz var. Ben de politikacı olmasam gazeteci olurdum.  Gazeteciler olmadan demokrasi işleyemez.  Ben inanıyorum ki gazeteciler ileride daha eleştirel bir yapıya sahip olacak Türkiye’de.  Gazetecilerin daha eleştirel ve daha araştırmacı olması lazım. Bunun için de gazetecilerin daha dişli olması gerekiyor.

— Medya ve politika arasındaki denge çok önemli. Gazetecilerin en zorlandığı konu dengeyi tutturmaktır. Hem politikacılarla iletişimi iyi kurmalısın ki onların seninle konuşmasını sağlayabilesin, hem de onları eleştirebilmelisin. Her iyi gazeteci bu dengeyi tutturabilir diye düşünüyorum.

— Terör haberlerini yazmamak, terör saldırılarını durdurmaz. Bu tür haberleri yazmak, bildirmek zorundayız. Daha kısıtlı şekilde yazarsak propagandaya daha az yol açmış oluruz. Önemli olan, bu tür haberleri herhangi bir propagandaya yol açmadan en doğru şekilde yazmaktır.