0

Media School 2013 / 2nd Week: “Foreign News”

Sorry, this entry is only available in Türkçe.

 

VİLDAN AY, HABERTÜRK TV DIŞ HABERLER EDİTÖRÜ

Bir dış haber editörü ne yapar?

 

En basit tabiriyle, bir dış haber editörü haber yazar. Gün boyu haber merkezlerine ülkenin çeşitli noktalarından, başkent koridorlarından ve dünyanın geri kalanından haber yağar. Editörün başlıca görevi de neyin haberleştirileceğini seçmektir.

 

Ben bir dış haberci olarak on yıldır çeşitli televizyon kanallarında çalıştım. İnsanlar bizim mesleğimize dışarıdan baktığında kargo pantolonlarla, bol cepli yeleklerle, elinde fotoğraf makinası ile sürekli çatışma bölgelerinde gezen ve çok keyifli işler yapan insanlar sanıyorlar. Nadiren seyahat etme fırsatı bulsak da bir dış haberci bütün gününü haber merkezinde oturup akan haberlerin hızına yetişmeye çalışarak geçirir. Bizim işimiz haber üretmek olduğu için sürekli haber yazıyoruz. Dünyanın dört bir yanından haberler akıyor ve biz hangi haberi seçeceğimize değil, hangi haberi seçmeyeceğimize karar vermeye çalışıyoruz.

 

Neyin haber değeri taşıdığı çok eski ve derin bir tartışmadır. Bunun yazılı kuralları yoktur. Çalıştığınız kurumun öncelikleri ve hassasiyetleri, izlenme/okunma kaygısı, editörün inisiyatifi başlıca kriterlerdir.

 

Nereden buluyoruz bu haberleri?

 

Haber kaynaklarını birincil ve ikincil kaynaklar olarak gruplandırabiliriz. Birincil kaynaklar abonelik sistemi ile çalışan uluslararası haber ajansları (Reuters, AP, AFP gibi), yabancı ülke temsilcilikleri ve muhabirlerdir. Temsilcilik orada ofisiniz olduğunu gösterir.

 

İkincil kaynaklara ise bunların yetersiz kaldığı durumlarda başvurulur. Örneğin sıcak bir gelişme söz konusu ve bölgede muhabiriniz yoksa yerel basın, Youtube’a görgü tanıkları tarafından yüklenen videolar, sosyal medyada paylaşılan yorumlar oldukça değerli bilgi kaynakları haline gelir. Bu kaynaklardan gelen bilgi ile ilgili başlıca sorun ise güvenilir ya da test edilir olmamalarıdır. Bu yüzden dikkatli biçimde kullanılmaları gerekir.

 

Örneğin, Libya olayında yabancı internet sitelerinde anahtar kelime ve hashtag aratarak olaylar ile ilgili haberler yaptık. Suriye olaylarında insanlar çektikleri videoları Youtube’da paylaşıyordu. Biz de oralardan haberlere ulaşabiliyorduk. Bir diğer kaynak ise İHH, Deniz Feneri gibi  yardım kuruluşlarıdır.

 

Haber seçerken bir diğer önemli konu; etik kurallardır. İnsanların  zaman zaman acılarını görmezden gelip habere en kısa sürede ulaşmamız gerekiyor. Cep telefonlarının izini sürüyoruz. Bu esnada yaptıklarımızın ne kadar etik olduğu şüphe götürür.

 

Temel sorunumuz; dış haber kaynaklarının tek yönlülüğü ve orada olamamak

 

Türkiyede dış haberci olmanın temel sorunları  haberlerin tek merkezden gelmesi, olayın gerçekleştiği yerde olamamak, gerekli özelliklerin yetersizliği  ve son dönemin en popüler kavramlarından biri olan iliştirilmiş gazeteciliğin handikaplarıdır.

 

Haber kaynaklarının tek yönlü olmasını şöyle açabiliriz: Dış haber editörlerinin ana kaynakları olan uluslararası haber ajanslarının tamamı batılı büyük ülke merkezli şirketler. Bu durum haberlerin sürekli olarak kısıtlı bir coğrafyadan akmasına neden oluyor. Komşu ülkedeki bir durumu o ülkeye 10 bin kilometre uzaklıktaki bir merkezden öğrenmek bu mesleğin günlük rutini haline geldi. Zaman zaman Türk haber ajansları  bize yanlış tercüme ile haberleri ulaştırıyorlar.

 

Alanda olamamak

 

Sahaya muhabir göndermek pahalı ve zahmetli bir iştir. Türkiye’deki pek çok medya kuruluşunda hakim olan düşünce ise “Ajanslara o kadar para veriyoruz, ne gerek var muhabir göndermeye” şeklindedir. Bu durum haberlerin tek tipleşmesi ve çoğu önemli noktaların ıskalanması ile sonuçlanmakta, muhabirliğin değeri gün geçtikçe düşmektedir.

 

Batının ve bizim hayata bakış açılarımız farklı olduğu için onların süzgecinden geçenler ile bizimkiler uyuşmayabiliyor. Bu bize yabancılaşmayı getiriyor. İran yanı başımızda  bir ülke olmasına rağmen acaba biz İran’ı ne kadar tanıyoruz? İran’ı Reuters haber ajansının geçtiği haberlerden tanıyoruz. Bizim için çok önemli olan Kudüs’de bile çoğu gazetenin temsilciliği yok. Suriye’ye gitmek gerçekten zor. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in rakamlarına göre 32 aylık çatışmada şu ana kadar haber yapan 110 kişi öldürülmüş.

 

İliştirilmiş gazetecilik

 

Hayatımıza Irak Savaşı ile giren iliştirilmiş gazeteciliğin temelleri neredeyse Kırım Savaşı’na dayanıyor. Vietnam ve 2.Dünya Savaşı’nda gazeteciler çıkarma yapan askerlerin gemileri ile savaş alanlarına gitmiştir. Irak Savaşı ile birlikte şöyle denmeye başlandı; çatışma bölgelerinden haber ulaştırmanın tek yolu ilişmektir. Çünkü savaş başlamıştır, askerler yolu açmıştır. Sizin orada tek başınıza çalışma imkânınız yoktur. Mecburen askerler ile birliktesinizdir.

 

İliştirilmiş gazeteciliğin en önemli tehlikesi nesnellik iddiasında olmamasıdır. İliştirilmiş  gazeteciliğin tarafsızlığı zedelediği iddiası habercilik etiği tartışmalarının ötesinde aynı zamanda hukuki bir sorundur. İliştirilmiş gazetecinin askeri teçhizatın rengi ve görünümü ile uygun kıyafetler giymesi onu savaşta yasal bir hedef haline getirmektedir. Bir başka tehlike, gazetecilerin sürekli ilişki içinde olduğu haber kaynağıyla özdeşleşmesi ve bunun medya etiği açısından kabul edilemez oluşudur.

 

Kurumsallaşamıyoruz

 

Dış haberciliğin en temel sorunlarından bir diğeri ise meslekî-teknik yetersizliğimizdir. Tek yabancı dilin bile yetersiz kaldığı bir dünyada Türk basın kuruluşlarının dış haberler masalarında oturan editörlerin büyük çoğunluğunun İngilizce bilgisi çok yetersiz. Hatta akıl alması zor ancak bazıları hiçbir yabancı dil bilmiyor.

 

Meselenin bir de masa başı ve kurumsallaşma boyutu söz konusu. Türkiye’de uzman muhabir bulmak neredeyse mümkün değil. Dış haber masalarında da aynı eksiklik söz konusu. Herkes her konuyu biraz biliyor, her şeyden biraz anlıyor ama “ben Arap Baharı, Filistin Sorunu ya da Avrupa Birliği üzerine uzmanım” diyecek editör bulamıyoruz. Türk basınında dış habercilik profesyonelleşemedi.