0

Media School 2013 / 6th Week: “How internet is reshaping television”

Sorry, this entry is only available in Türkçe.

 

SİMGE FISTIKOĞLU, SHOW TV HABER SUNUCUSU

Artık hepimiz birer içerik sağlayıcıyız

Herkese merhabalar. Nasılsınız, iyi misiniz? Buradan herkes iyi görünüyor. Öncelikle şunu sormak istiyorum: Kaç kişi Radyo, Sinema, Televizyon başlığı altında toplanabilecek bölümlerde okuyor? Sayı oldukça az görünüyor. Peki kaç kişi Facebook, Twitter, Pinterest gibi sosyal medya platformlarını kullanıyor? Hepimiz.

Artık sadece izleyen değil paylaşanız da. Belki profesyonel değiliz ama bu koca dünyaya içerik sağlayıcıyız.

Sosyal medya çok önemli bir mecra

Internet ucu bucağı olmayan bir dünya ve bu dünyanın bir parçası olmak için profesyonel gazeteci, muhabir, sunucu veya yapımcı olmak zorunda değil hiç kimse. O yıla damgasını vuracak bir fotoğraf veya videoyu herhangi biri çekebilir. Bir gün telefonunuzu çıkarır bir fotoğraf çekersiniz ve o günün fotoğrafı olacak derecede önemlidir. Bir gün bir bilgiyi paylaştığınız bir tweet atarsınız, bu çok önemli bir kaynak olabilir. Bilgi bile olmasa da bir konuyla ilgili bir yorum yazar, Twitter’da paylaşırsınız ve o ertesi gün gazetelerin manşeti olabilir. Artık gazetelerin de tweet köşeleri var, sosyal medya bu derece önemli bir mecra.

İnternetle yeniden şekillenen televizyon

Bu dersi vermeyi kabul ettiğimde öncelikle sorduğum sorular, “İnternet benim hayatımda ne değiştirdi?”, “İnternet bizim hayatımızda ne değiştirdi?” ve “7 yıllık profesyonel hayatımda internet neleri değiştirdi?” oldu. Bu ders tamamen benim bakış açımı yansıtacak. Akademik bir iddiam asla yok, onu en baştan belirtmek isterim.

Bu dersi iki alt başlığa ayırdım: “İnternetle yeniden şekillenen televizyon yayıncılığı,” yani bir televizyonun 24 saatlik yayın akışı içerisindeki tartışma programları, diziler, kadın programları, sağlık programları, diziler, talk show programlar vb. ve “internetle yeniden şekillenen televizyon haberciliği.” İkinci başlık benim alanımı daha çok oluşturuyor.

İnternetle yeniden şekillenen televizyon yayıncılığı

İnternetle yeniden şekillenen televizyon yayıncılığı derken biliyoruz ki artık sadece canlı yayınlanan programlar değil banttan yayınlar da seyirciyi çekiyor. Mesela artık dizilerde hashtag kullanılıyor. Bu hem seyircilere bir manevra alanı oluşturuyor, hem de seyircinin düşüncelerini ve anlık reflekslerini görebilmeyi sağlıyor. Tartışma ve kadın programlarında da atılan bir tweet programın seyrini değiştirebiliyor. Spor programlarında da taraftarlar programın içeriğini veya akışını yönlendirebiliyorlar. Örneğin herhangi bir protesto olacağı zaman yapımcı bilgilenip oraya bir kamera gönderebiliyor.

İnternetle yeniden şekillenen televizyon haberciliği

Habercilik kısmına geldiğimizde hem avantajlar, hem de dezavantajlar var. Bilgiye ulaşmak çok kolay. Eskiden ansiklopediler bile gazete kuponlarıyla satılıyordu, şimdi tablet veya PClerle bilgiye ulaşmak çok kolay. Markası veya kalitesi önemli değil, eğer elimizde bu teknolojik aygıtlar varsa bilgiye ulaşma noktasında hepimiz eşitiz. Dolayısıyla internetle birlikte daha eşit bir toplum haline dönüştüğümüzü söyleyebiliriz.

Herkesin bilgiye erişebildiği bu noktada bilgiyi nasıl sunduğumuz önem kazanmaya başlıyor!

Yeni habercilik dediğimiz zaman yazılı ve görsel haberciliğin ayrıştığı noktalar var. Gazeteler  artık internetle birlikte daha dezavantajlı konumda yer alıyor. Bilgiler 7/24 akarken gazetelerin basıldığı saatler bellidir. Sabah saat 7’den sonra olan bir olayı gazeteye işleyemiyorsunuz. Bazen gece 11’de 12’de çok büyük bir olay oluyor, ertesi gün gazete manşetine bakıyorsunuz çok alakasız ve önemsiz bir olay işlenmiş. Buna çözüm online gazetecilik oldu. Türkiye’de neredeyse bütün gazeteler online gazetecilik yapıyorlar. Bu bir seçimdir ama ben bir gazetenin sahibi olsam muhakkak online gazeteciliği tercih ederdim.

Dolayısıyla hayalinde gazeteci olmak isteyenler varsa yeniden düşünmeli. Eski usül gazetecilik, köşeyazarlığı artık kalmadı. Artık hepimiz aşağı yukarı her konuda fikir sahibiyiz, başkasının fikirlerine çok ihtiyaç duymuyoruz. Köşe yazarlığı hala gerekli ama eskisi gibi o kadar da önemi yok. Gazetelerin tahtları sallanıyor ve daha da dezavantajlı duruma gelecekler ileride. Artık dünyada da gazetelerin birçoğu online habercilik yapmakta ve gazeteyi de sembolik olarak çıkarmakta. Bloglar, internet portalları gibi birçok mecra daha çok önem kazanıyor. Dolayısıyla bu noktada gerek okuyucuların, gerek yazarların, gerekse de gazete patronlarının gazetenin geleceğini yeniden sorgulaması gerekiyor.

Televizyonculuk açısından ise gazete için dezavantajlı olan unsurlar tam tersine avantaja dönüşmektedir. Televizyon güncel bilgi aktarımına çok daha açık; ancak dezavantajlı olduğu konu bilgi kirliliği… Özellikle yakın tarihte -Gezi sürecinde örneğin- bunu çok yaşadık. Televizyon habercilerinin bilgi kirliliği konusunda çok dikkatli olması lazım, özellikle sosyal medyadan akan haberlere her zaman inanmamak ve şüpheyle yaklaşmak lazım.

Artık vatandaş “Ben niye televizyon izleyeyim ki? Her şey internette elimin altında, her şeyi takip edebiliyorum,” diyor. Ben on sene sonra prime time’da haber bültenleri yer alacak mı emin değilim. Bu konuda endişeliyim diyebilirim. Hava durumundan spor haberlerine kadar her türlü haberi istediğimiz zaman SMS’le bile alabiliyoruz. Artık ana haber bültenleri bile zipleniyor. Eskiden mesela 19-20 arası gibi 1 saat sürerdi, peşinden spor ve hava durumu haberleri olurdu. Şimdi 35-40 dakikadan fazla sürmüyor. Bültenler bir var olma savaşı içindeler.

Sosyal medyaya gözünü kapatanlar gelecekte var olamayacak

Yeni yayıncılıkta sosyal medyaya gözünü kapatanlar gelecekte asla var olamayacak. Bu konuda Türkiye olarak dünyanın oldukça gerisindeyiz. Bizde ekranlarda genelde dizilerde hashtagler, haftanın en çok beğenilen Vine videolarının paylaşılması, Facebook ve Twitter’daki yorumların yayınlanması söz konusu, ancak bundan da ötesini başarmak, seyirciyi televizyona daha da entegre edebilmek lazım.

Seyirci programın bir parçası olmayı seviyor, birçok içerik üreticisi ve yapımcı bunun üzerine kafa yoruyor. Tabii internet ve sosyal medyayla birlikte sakıncalı durumlar olabiliyor; mesela TT olma çabası… Elbette programcı için de, sunucu için de, kanal için de önemli bir durum Twitter’da TT olmak. Aslında siz de bilirsiniz ki Twitter’da TT olmak çok kolay, cüzi bir miktar ödeyerek TT kampanyası başlatıp başarılı olabilirsiniz ama bana hiç etik gelmiyor. Kişilerin insafına ve vicdanına kalmış bir durum ama sosyal medyada çok konuşulan olmak uğruna parayı kullanmak sakıncalı bir durum bence.

Aranızda herhangi bir kanalın Twitter hesabını kullanan var mı? Var görünüyor. Çoğu Twitter hesabında yapılan; o an ekrana gelen ya da yayına girecek programla ilgili bilgi verilmesi. Gelecek kişi, işlenecek konu ve canlı yayınla ilgili bilgiler paylaşılıyor. Bu güzel bir şey ama yeterli değil. Bakın burada bu kişi var, hadi izleyin demek yeterli değil. Amerika’da birçok programı sosyal medya için özel içerik üretiyor.

Sadece bilgiyi aktarmak değil, ona yorum ve üslup eklemek

Televizyonların ayakta kalabilmesi için ekranda  internette olmayan bir şeyleri, kendi internet mecrasında ise televizyonda olmayan bir şeyleri paylaşması gerekiyor.

“Boğaz Köprüsü’nde kaza oldu. 1 kişi öldü 3 kişi yaralandı” gibi bir habere her mecradan ulaşabilirsiniz. Artık sadece bilgiyi aktarmak değil, ona yorum eklemek, kendine özgü üslup eklemek habercinin işi olmalıdır. Örneğin “Trafik kazaları son yıllarda artmaktaysa bu nasıl önlenebilir?” gibi…

Yapımcının işi de televizyonda olmayanı internete, internette olmayanı televizyonda paylaşmayı becerebilmektir.

Soru: Sizce on sene sonra televizyonculuk olacak mı?

Cevap: Sorduğunuz soru Apple’ın da üzerinde düşündüğü bir konu. Apple Tv gibi müzik, film, dizi, internet, haber vb. her şeyin bir arada olduğu bir aygıt üretme çabası bundan kaynaklanıyor. Ben de iyimser yaklaşarak televizyon hep var olacak demek isterim. Ancak epey kabuk değiştireceği ve kan kaybedeceği de kesin, belki birçok insan işsiz de kalacak, belki onlardan biri de ben olacağım; bilemiyoruz şu an. On sene önce bugün 140 karakterle tüm dünyaya seslenebileceğimizi hiçbirimiz hayal edemezdik. Bence gelecekte televizyon çok kompakt ve butik olacak, televizyonun içeriğini kendimiz oluşturacağız veya belki kendi kanalımızı oluşturacağız. Gazete, televizyon ve interneti birbirine entegre etmeyi becerebilen kazanacak ama hepsinin içeriklerinin birbirinden farklı ve özgün olması koşuluyla.

Soru: Televizyonların temel sorunu sizce ne?

Cevap: Türkiye’de medyada teknoloji oldukça gelişti, kanallar son teknoloji çalışıyor. Ancak temel sorunumuz vizyon eksikliği. Şu an pek çok televizyon yöneticisi “sosyal medya için ne yapalım?” sorusunu sorduğumuz zaman cevap veremiyor. Para, teknoloji, heves var ama vizyon yok. Sosyal medya uzmanı olduğunu söyleyen kişiler de ne yapacaklarını bilmiyorlar. Konuk ne söylüyorsa onun ağzından tweet atayım demek yeterli olmuyor. İstersem açar izlerim zaten. Benim daha farklı bir içeriğe ihtiyacım var.

Soru: Bir insanın sunucu olması için hangi özelliklere sahip olması gerekir?

Cevap: Bence bir sunucunun en önemli özelliği sunduğu haberin konusuna hakim olması ve sunduğu şeyin ekrana geliş süreciyle ilgili de haberdar olmasıdır. Ve tabii ki çok çalışması ve bundan şikayet etmemesi lazım. Ayrıca Türkçe’ye hakim olması ve üslubu, kendini ifade ediş şekli, tonlaması çok önemli. Ancak konuya hâkim olmadıktan sonra en iyi Türkçeyi de konuşsanız ilgi çekemezsiniz.

Soru: Reyting kaygısı ile ilgili düşünceleriniz neler?

Cevap: Tıklanma sayısı ve reytinge hiç inanmıyorum. Magazinsel bilgiler benim de ilgimi çekiyor, ancak “Ünlüleri hiç böyle görmediniz” veya “Ünlülerin makyajsız halleri” gibi haberler bizim önceliğimiz olmamalı. Elbette bir kanal için para kazanmak önemlidir ancak bence en önemlisi itibar sahibi olmaktır. Bir iki ay para kazanayım kaygısıyla kanalın itibarını yerle bir etmek ne kadar anlamlıdır bilemiyorum. Ayrıca reyting zaten bana hiç doğru bir ölçüt gibi gelmiyor. 2500 kişi 75 milyonu nasıl yansıtabiliyor ben algılayamıyorum. Yurtdışındaki ölçüm şekilleri nasılsa, onlar göz önünde bulundurularak yeni bir yönteme gidilmeli diye düşünüyorum.

Soru: İnternette kendinizi ne kadar özgür hissediyorsunuz?

Cevap: Ben ekranda “kendim” olarak özgürüm. Bu zamana kadar hiçbir yayınım öncesi bana bir telefon veya program öncesinde sakın şunu sorma gibi bir uyarı gelmedi. Yaptığım programlardaki konuk skalası zenginliği beni çok mutlu ediyor. Sosyal medyada daha çok özgürüm, çünkü daha çok eğlenebiliyorum. Trollcülük yapabiliyor veya bir espri yazabiliyorum; o anlamda daha özgürüm.

Hem sosyal medyada hem de ekranda gözettiğim tek kural muhatabımı rencide etmemek. Türkiye’de açılım, çözüm sürecinden derbi maçına kadar birçok konu çok bıçak sırtı. Barış süreciyle ilgili bir tweet yazarken; bir şehit asker annesinin de, bir Kürt’ün de rencide olmasını istemiyorum. Her şey konuşulabilir ancak üsluba dikkat edildiği sürece! Her yayıncının bir otosansür mekanizması olmalıdır. Fikir özgürlüğü var olmalı, bilgi kirliliğine dikkat edilmeli, doğru bilgi doğru üslupla paylaşılmalı. Dolayısıyla kendi çizdiğim sınırlar içerisinde özgürüm.

Soru: Türkiye’de haberlerde içeriğin kalitesizliği önemli bir sorun değil mi?

Cevap: Gazetecilik havadis aktarmak üzere bir iş olduğu için o gün kimselerin bilmediği bir şeyi aktarmak ister. Diğer gazetelerin muhabirleri de bunun peşinde koşar. Birinci sayfada magazin haberi de olabilir, önemli olan gazetenin geri kalanında doğru bilgi, doğru yorum var mı? 45 dakikalık bir haber bülteninin iki dakikası magazinden oluşuyorsa problem yok. Bu hafta İstanbul Moda Haftası ise manşete o da gelebilir. Ancak dediğiniz gibi önemli olan kaliteli içerik. Mesela insanları küçük düşüren yarışma programlarından hiç hoşlanmıyorum, bir araba için düştükleri durum bana çok acıklı geliyor. Kaliteyi sadece haberlerde değil, dizilerde, TV programlarında da aramalıyız. İnsanlar birçok televizyon programını eleştiriyor. Program / içerik kötüyse seyretmeyin; onun yaşamasına fırsat vermeyin! Seyrettiğiniz sürece yayında kalırlar.

Soru: Sporda şiddet, korsan kitap gibi örnekler verdiniz, bunların sorumlusu sistem değil mi?

Cevap: En korktuğum şey kul hakkı yemektir ama kitap konusunda çok zaafım olmasına rağmen korsan kitap almıyorum. Ama dediğiniz gibi 23 TL’ye yasal olarak satılan bir kitabın 6 TL’ye korsanını alan bir öğrenci için o aradaki 17 TL’nin ne kadar önemli olduğunu anlıyorum. Ancak sistem gibi soyut kelimeler de hoşuma gitmiyor. O sistemin içinde kim var? Hepimiz varız. Trafik kazasında ölen biri varsa hepimiz suçluyuz. Birçok spor programı var, temiz spor temiz tribün diyorlar ama kendi programları şiddet, hakaret, küfür, aşağılama dolu. Sen kendini düzeltmezsen nasıl bu değişimi bekleyebilirsin ki? Bize de düşen bu programların farkında olmak, izlememek. Eğer izlemezsek zaten yok olacaklar; bu gücümüzün farkında olmamız lazım. Aslında sistem diyerek kendimizi suçtan kurtarmaya çalışıyoruz ama hepimiz suçluyuz. Dolayısıyla durumu değiştirmek bizim elimizde.

İnternetle birlikte televizyon yeni bir döneme girdi. Televizyon ve gazete rakibim yok diye düşünürken internet rağbet görmeye başlayınca, şimdi -tabiri caizse- makyaj yapmaya, daha fit olmaya, kendini dönüştürmeye çabalıyor. Rekabet, ürünler içindeki en iyiyi, insanlar içindeki en kötüyü ortaya çıkarır diye bir söz var. İstemediğimiz kayıplar olacaktır, her süreçte olduğu gibi. Ancak kim televizyonu ve yazılı her türlü ürünü birleştirir, internet ayağını da katıp entegre, kompakt bir ürün ortaya çıkarırsa o kazanacaktır. İnternete veya sosyal medyaya sırtımızı dönerek bir yere varamayız. Şu an en önemli sorun vizyon. Yeniye adapte olabilenler ve bu vizyona sahip olanlar hayatta kalacak. İnşallah ileride televizyonda daha güzel içeriklerle karşılaşırız.